KARAKOMİK FİLMLER 2 HAKKINDAKİ YAZIM

Türkiye’de Cem Yılmaz sineması diye bir gerçek var. Artık bu su götürmez bir gerçek. Cem Yılmazın komedyen tarafı olduğu gibi kendisini iyi takip eden birçok kişinin bildiği gibi hikayeci, müzisyen hatta bir düşünür tarafı da olduğunu röportajlarından anlıyoruz. Burada kendisinin sinemacı yönü hakkında konuşacağız.

Cem Yılmazın sinema evrimine baktığımız zaman Her Şey Çok Güzel Olacak ile başlayan ve Karakomik Filmlere kadar devam eden on filmlik bir evre var.Komedi filmi konusunda senaryo olarak özellikle Gorada müthiş iş çıkardığı ortada. Espriler, yerleştirmeler, karakter gelişimi üst düzeyde. Ancak kendisinin özellikle 4-5 filminde çok göze çarpan final yapma olayların bitişini hazırlama konusunda bir eksiği olduğu aşikar. Yazının konusunun dışına çıkmadan Karakomik Filmler 2 ye dönelim.

Karakomik Filmler 2 Cem Yılmazın Pek Yakında’da sinyalini verdiği “Ben komedi dışında da iş yapabiliyorum“ mesajının son bulmuş hali. Fragmanda Deli filminde kasvet, Emanette ise daha çok güldürü havası olduğunu sanmıştım. Yanılmışım iki film de özellikle finalleriyle insanı vuran sinemadan çıktığınızda 10-15 dakika kendinize gelemeyeceğiniz dram filmleri. İki film de farklı insanların birini daha çok beğeneceği türden. Ben Emaneti daha çok beğendim. Ama kesinlikle iki film de görülmesi gereken filmler. Henüz izlememiş olan varsa yazının bu kısımdan sonrası spoiler.

DELİ

Bu film iyi miydi? Bence değildi. Kötü müydü? Asla değildi. Bence 10 üzerinden 5 almayı hakeden bir film ama birkaç ufak dokunuşla sanırsam çok daha iyi yapılabirdi. Filmde bir kıza kör kütük aşık ortalama zeka bir taksicinin hikayesi işleniyor. Klasik olarak kendi halinde bi taksici bir yolcu alır ve hayatı değişir, mahvolur. Bahsettiğimiz yolcuların karakterleri gizemli bir yapıda işlendiğini sandım filmde. Ancak o gizem sonrasında boşa çıktı. Lokanta sahnesinde Güven tuvaletten döndüğünde Tuncay orda oturur ve asıl katil olan adam gizemli şekilde kaybolmuştur. İzleyici orda şunu düşünür:Filmin adı Deli acaba Güven bir deli ve bunlar halisülasyon mu işin gerçeği ne? Sonra Tuncayın deli olduğunu tanıdık. Bence orda gereksiz uzun bir tanıtım yapıldı. Bazı taksi sahneleri gerçekten gereksizdi. Sonra Güven polise yakalanır akıl testi için tımarhaneye alınır. Orda Tuncayla karşılaşır bir aklı başında olarak orda Tuncaya çok fazla güvenir. Suçsuz olduğu ortaya çıkınca iş işten geçmiş Güven ayırt etme gücünü kaybetmiştir. Bir izleyici olarak belki fazla beklentiye girerek Cem Yılmazın finali bu kadar basit yapacağını beklemezdim. Aşık olduğu kız hikayeye hiç dahil olmadı. Ve sanki filmde aslımda gizli bir örgüt gibi veya başka bir tür neden-sonuç ilişkisiyle birlikte katilin sorgu sahnesinde bıyık altı gülüşü bize “acaba hepsi planlı mıydı?” sorusunu sordurttu. Tuncayla katil arasında bir ilişki çıkması film boyunca beklenilen birşeydi. Tuncay aslında bir deliden daha fazlası izlenimi verildi. Asıl amaç neydi? Taksici neden seçilmişti? Diğer yazılardan da gördüğüm üzere bu soruları izleyiciye sordurdu film ama maalesef finalde basite kaçarak içi boş bir macera yanlışlıkla taksicinin delirmesiyle bitmişti. Ama ben onun gözlerine bakayım vurgusu ve finalde gösterilen Deli Güven ve Hasta bakıcısı Nesrin sahnesi filmin en top noktasıydı ve kesinlikle başarılıydı. Ama dediğim gibi diğer noktalar sağlam olsaydı film çok daha iyi olabilirdi.

EMANET

Emanet filmi ise bazı yabancı yönetmenlerin de sık yaptığı filmin sonuna kadar ismini anlayamadığınız ve filmden çıkınca afişte filmin ismini görünce istemsiz şaşırma hissi veren filmlerden. Film hatasız, mükemmel değil ama kesinlikle iyi film. Duygusal açıdan çok iyi film. Gülmece olarak Deliden bir tık daha üstte diyebiliriz. Tabi başta belirttiğim gibi farklı insanları duygusal açıdan etkileyen filmler olduğu için beni Emanet çok daha derinden etkiledi ve sarstı. Hayatı boyunca bir loser olan ve açık söylenmese de bir kaza sebebiyle hayatının gidişatı değişmiş bir adamın “boyundan büyük işlere kalkışmasını” anlatıyor. Filmde çok üst düzeyde bi popüler kültür eleştirisi var. Televizyon programlarını günü gününe takip eden halkımız pek tabii bu filme ilgi göstermeyecektir çünkü filmde aslında televizyonun insanları nasıl zehirlediği, bir adamın hayatı karartırılarak çok vurucu bir şekilde anlatılmış. Baş karakter olan Birol hep şanssız, kendisini geri plana atan hayat karşısında mücadele veren kendisini özel gören ama bunu yaparken de kötü tercihlerde bulunan bir karakter. İşe bu kadar ağır dram ve karaktere acımamızın ardından bana göre Cem Yılmazın filmde yaptığı ölümcül hata aklıma geliyor ve kendisine sesleniyorum: Niye karakteri öldürmedin Cem Yılmaz? Denizin bıçaklama sahnesi sarsıcı bir sahne ve orda televizyonda kendisini gören Birolun can çekişmesi ve yere yığılması benim gözlerimi dolduran sahneydi. Orda trajik sahneden sonra son tv programı ve lakayık sahneler hiç olmamış. Ben şahsen o güzel çekilen Birolun yerde yatma sahnesini görüp içimde üzüntü gözümde yaşla filmden çıkmayı isterdim. Sağlık olsun. Sonuç olarak Black Mirror böyle bir bölüm çekse alkışlayacak halkımız bu filmi yerden yere vurmuş. Cem Yılmaz ben herkese hitap ediyorum dese de bu film kesinlikle televizyon izlemeyen entelektüel kitleye hitap ediyor ve bunu düşününce de halkımızın bu filmi neden beğenmediği de anlaşılır hale geliyor.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın